Gezi Bağlarında Dolanıyoruz

photo

photo

Destekçisinden, köstekçisine yandaşından yavşağına kadar herkes; ‘Gezi Direnişi’ ibaresini kullandığı için kaideyi bozmuyorum. Gezi Direnişi’nin başlamasından bu yana bir aydan fazla zaman geçti, bu zaman zarfında gerek sokakta, gerek parklarda, gerekse görüşlerine önem verdiğim insanlarla olan sohbetlerde bir takım ‘mantıklı’ cevaplar biriktirdim. Zira eyleme geçmek ve tepki vermek ile ilgili eşiği çoktan atlatmış olmamıza rağmen neyi, ne için yaptığımızı bilmez bir hal içinde bulduk kendimizi. Fazlasıyla demokratik olması bir yana, forumlardaki bazı yanlış yönlendirmeler, sosyal paylaşım ağlarındaki bilgi kirliliği, yazıları peynir ekmek gibi tüketilen bir takım yazarların dayanaksız komplo teorileri derken, kafaların yandığını fark ettim.

Elbette benim de paylaşacaklarımın %100 sağlam verilerden ve kesinliği ispatlanmış teorilerden oluşmadığı aşikar ve fakat yukarıda da belirttiğim gibi ‘Ben, bana mantıklı gelen cevapları paylaşıyorum.’ O halde; buyursunlar.

Hükümetin ileri sürdüğü ‘Büyük Oyun’ ve ‘Faiz Lobisi’ nedir? Gerçekten farkında olmadan bir takım güçlerin ekmeğine yağ mı sürüyoruz?

Faiz Lobisi : Erdoğan’ın kast ettiği haliyle; ‘Yatırım yapılabilecek düzeydeki ülkelerde, sermaye hareketinde bulunan yabancı menşeili bankalar.’ Yani Faiz Lobisi diye bir şey var. En azından bu tanıma uyan çenvrelerin olduğu aşikar.

Fakat; Faiz Lobisi adıyla bize büyük oyun oynadığı iddaa edilenler, bizzat bizim yöneticilerimiz tarafından altın varaklı davetiyelerle çağırıldı. Buyur edildi, baş üstünde tutuldu. Hatta bununla da kalınmadı. ‘Ekonomimiz harika, dünyaya borç veriyoruz.’ nidalarıyla gövde gösterileri yapıldı. Şöyle açıklayalım :

Bu büyük yatırımcılar sadece bizim ülkemizde değil, dünyanın bir çok yerinde dev yatırımlar yapıyorlar. Ve yatırımlarını geri çekmeye başladıklarında o ülkeler büyük krizlerle mücadele ediyor. Dünyadan borsa çalkantılarını hemen örneklendirelim :

                      Haftalık DüşüşAylık Düşüş

Almanya: 2.28-3.96,

İngiltere: 3.05-10.59,

Fransa: 3.87-9.70,

Yunanistan: 9.69-23.19,

Amerika: 2.28-3.96,

Nasdaq: 1.94-3.06,

İtalya: 5.56-13.06,

Arjantin: 4.03-13.44,

Rusya: 3.45-14.19,

Hong Kong: 3.37-12.89,

Japonya: 5.04-15.34,

Brezilya: 4.61-16.62

Türkiye: 8.64 – 21.25

Dünyanın en stabil menkul değerlerinden İsviçre Frangı; %4,5 Japon Yeni; %5,15 Altın ise; %6,61 değer kaybediyor. Neden?

Öncelikle; Amerika’dan dünyaya dağılan paranın büyük bir bölümü bizim borsaya girdi. Amerikan Merkez Bankası-FED, ayağını frenden çekmeye, dünyaya saçtığı paranın yönünü değiştirip, tekrar ülkesine çevirmeye karar verdi. Borsalardan paralar çekilmeye başladı. Türkiye dünyada en çok para girdisi olan ülke olduğu için dünya borsalarından yüzde 5 daha fazla düşüş yaşadı. 

Nasıl devam edecek? Türkiye borsası yüzde 20 ila 30 arasında bir düşüş daha yaşayacak. İyi haberde borsa bin puan yükselirken, kötü haberde iki bin puan düşecek. Bir ileri iki geri yöntemiyle, para geldiği yere gidecek. Çünkü borsalarda sonsuz yükseliş ve düşüş yoktur. Bu süreçler gelişmekte olan ülkelerde hep yaşanır. Bizde ve dünyada olan da bu.

İktidar’ın açıklamaları neden bu kadar sert? Toplumu neden kutuplaştıran, kışkırtan söylemler içinde?

Başbakan Amerika’dan 5 karış suratla döndüğünde, ‘Suriye politikamızı Obama desteklemedi, Ona bozuldu.’ diye yorumladık. Fakat krizin kapıda olduğunu, Amerikan yatırımının ve beraberinde diğerlerinin geri çekilecek olduğunu öğrenmesi; sözde ‘Ekonomiyi Düzelten Parti’nin imajını yerle bir etmesi demekti.

3 günlük kuzey Afrika gezisi sırasında yürütülen muhtemel bir PR çalışması sonucu, uçuruma sürüklenecek ekonominin de, içinden çıkılmaz hale gelen ‘Çözüm Süreci’nin de sorumlusunu Gezi Direnişçileri olarak göstermek ve kabahati üzerinden atmak olarak belirlendi. Daha uçaktan iner inmez ‘Faiz Lobisi’ sonrasında da Seçim Mitingleri başladı. İnsanların ölümü, ağır yaralanması gibi geri dönüşü imkansız sonuçlar doğuran Polis müdahaleleri arttı. Söylemler sertleşti. ‘Biz’ ve ‘Onlar’ olarak ülke başbakanın ağzından çıkan laflarla ikiye bölündü.

Herkesin isyan ettiği ‘Yalan’ beyanlar neden?

Dolmabahçe Camiinden tutun da, Ethem Sarısülük cinayetine kadar, asılsız, hiçbir belge ve kanıta dayanmayan bilgiler mitinglerde insanlara anlatıldı. 2013′ün başında Turgay Ciner ile çok özel bir buluşmanın ardından, yandaş ordusuna Turkuvaz grubu da eklenerek, ana akım medyadan bu yalanlar bütün ülkeye savruldu. Çünkü;

Partinin öncelikle, kendi tabanını, sonrasında da ödünç aldığı oyları geri kazanması gerekmekteydi. ‘Dik dur eğilme, bu millet seninle!’ sloganı hazırlandı. Başbakanın tavrının, halk tarafından talep edildiği izlenimi yaratıldı. Şimdi sırada, hem tarumar olacak ekonomiden, hem de çıkmaza sürüklenmiş Çözüm Süreci’nden Geri Direnişçilerini sorumlu tutmak vardı.

Cemaat ve Erdoğan arasında kesin bir uyuşmazlık var mı?

Aşağıda paylaştığım videoyu izleyin. Ben yorum yapmıyorum.

 

IMF’ye borç bitti. Tek kuruş borcumuz yok-mu?

Tabi ki borcumuz var. Hatta borç batağındayız. Henüz gezi direnişi ortalarda yokken, 15 Mayıs’ta Hürriyet gazetesi haberi :

Screen Shot 2013-07-02 at 02.23.34

Link: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/23284950.asp

Toplam borcumuz; 534 Milyar DOLAR! Dolar kurundaki 0,01′lik bir yükselme bile bizi batağa sürüklemeye yetecek iken, dolar 1,78′den 1,96 ‘ya sıçradı. Gerisini varın siz hesap edin.

Screen Shot 2013-07-02 at 02.28.53

 

MİT yasası, denilen olay ne? Neleri kapsıyor? Neden kıyamet kopuyor?

(Üşenmeden Okuyun bence, istemiyorsanız yeşil kısmı geçin.)

(Taraf Gazetesi’nden alıntıdır)

Uçak biletinden, anaokulundaki çocukların maillerine, notlarına kadar vatandaşların tüm bilgilerini Anayasa’ya ve Türk Ceza Kanunu’na aykırı şekilde suç işleyerek fişleyen MİT, yeni bir skandala daha imza atmaya hazırlanıyor. Başbakanlık ve MİT’in ortak hazırladığı “2937 Sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağı” Başbakan’a iletildi. Buna göre, AK Parti hükümeti bir gece yarısı bu tasarıyı Meclis’ten geçirip, MİT’e fişleme ve operasyon yapma yetkisi verecek. Mahkeme kararı olmadan herkes fişlenip, MİT’çiler tarafından vatandaşlara operasyon yapılabilecek. Yani ülke bir anlamda istihbarat devletine dönüştürülecek.

Hukuk ve demokratik devletlerin hiçbirinde olmayan bu tasarıyı üç isim hazırladı; MİT MüsteşarıHakan Fidan, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala ve MİT 1. Hukuk Müşaviri Ulvi Canikli.

İşte hiçbir hukuk ve demokratik devlette olmayan o tasarı ve ülkenin istihbarat devletine dönüştürülmesi için yapılacaklar:

Yargı kararı olmadan “muhtemel iç tehdit” algısıyla operasyon yapacak

Tasarıyla, MİT’e “muhtemel iç tehditlere karşı” operasyon yetkisi veriliyor. Muhtemel iç tehdit çok muğlak bir kavram. Tıpkı askerin fişleme ve darbe amacıyla kullandığı “iç tehdit” gibi. Bu tanıma göre, savcılar, mahkemeler olmadan bu yetkinin kullanılması, keyfiliklere ve insan hakları ihlallerine neden olacak. İşte yapılması planlanan o değişiklik: “Mad. 4/c: Anayasal düzene ve milli menfaatlerin gerçekleştirilmesine engel olan veya engel olması muhtemel iç tehdit odaklarına karşı her türlü istihbari ve operasyonel faaliyetlerde bulunmak.”

İç tehdit kavramı daha önce Milli Güvenlik Kurulu belgelerinden çıkarılmıştı. MİT kanunuyla tekrar geri getiriliyor. Bu maddeyle MİT, eskiden sadece istihbarat toplarken, şimdi hem istihbarat hem de operasyon yapma yetkisine kavuşuyor. Polis’in ve Jandarma’nın yetkilerini devralıyor. Yargının kontrol dışına çıkarılması da tehlikeli. Normal kolluk kuvvetleri yargının kontrolünde operasyon yapıyorken, MİT kimseye sormadan iç tehdit adı altında operasyon yapacak. Asıl görevi istihbarat olan bir birime operasyon yetkisi verilmesi demokratik olmayan uygulamalara yol açacak, demokrasideki kazanımlar kaybedilecek.

Bu yetki savaş nedeni olabilir

Hâlihazırda yurtdışı operasyon yetkisi, Anayasa’ya göre TBMM’nin izniyle silahlı kuvvetler tarafından kullanılabiliyorken, anayasa bir yana bırakılarak başbakanın onayıyla bu yetki de MİT’e verilecek: “Madde 4/d: d) Milli menfaatlerin korunması ve temini amacıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik dış tehdit unsurlarının imkân ve kabiliyetleri hakkında istihbari faaliyetler yürütmek ve gereğinde başbakanın onayı ile yurtdışında her türlü operasyonel faaliyetlerde bulunmak.”

MİT’e, Anayasa gereği TBMM’nin yetkisinde olan dış operasyon yapma yetkisi sadece başbakanın onayıyla veriliyor. Ülkeler için, başka bir ülkenin kendi toprakları içinde operasyonda bulunması savaş nedeni olarak sayılıyor. Bu yetkinin kontrolsüz kullanılması halinde, Türkiye savaş tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir. Yurtdışı operasyon yetkisi, Anayasa’ya göre, Silahlı Kuvvetler ve TBMM kapsamında yapılabiliyor. Bu fıkra ile verilen yetki bazen ülkenin savaşın içine girmesine sebep olabilir. MİT’e istihbarat toplama yetkisi verilebilir ancak operasyon yetkisi son derece sıkıntılı.

Ayrıca böyle bir ifadenin kanuna yazılması ve bundan tüm dünyanın haberdar olması ülkeyi hedef durumuna getirecek. Başbakanlarımızın suçlanmasına veya her yerdeki faili meçhul operasyonların Türkiye’ye yüklenmesine sebep olabilir.

Andıç sitelerine yasal kılıf

Hazırlanan tasarıyla MİT’e psikolojik istihbaratta bulunma yetkisi de veriliyor. Yani artık andıçlama, karalama, gayrimeşru internet siteleri kurma yetkisi MİT’te: “Mad 4/I Psikolojik istihbarat faaliyetlerinde bulunmak, iç ve dış tehdit odakları tarafından yürütülen psikolojik hareket çalışmalarına karşı koymak.”

Bu uyguluma daha önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ tarafından kullanılmıştı. AK Parti’yi ve Fethullah Gülen cemaatini bitirme planı ve “İnternet Andıcı” bu kapsamda hazırlanmış ve Dursun Çiçek dahil birçok asker tutuklanmıştı. Şimdi aynı uygulama kanunla MİT’e veriliyor.

MİT’in raporuyla atama

Devlet üst kademesi artık MİT’in vereceği rapor kapsamında atanacak. Bu maddeyle istihbarat devleti ve fişlemelere hukuki dayanak oluşturulmaya çalışılıyor. “Mad. 4/h Bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarında görev alacak üst kademe yöneticilerden müsteşar, genel müdür, vali, büyükelçi, en az genel müdür veya üstü düzeyindeki müstakil birim amirleri ile bunların yardımcıları ve yurtdışı teşkilatında sürekli görevlendirilecek personel ile MİT’te çalıştırılacaklar hakkında güvenlik soruşturması yapmak.”

Bu düzenlemeyle kişiler liyakate göre değil; yine dil, din, ırk, düşünce ve mezhepsel ayrılıklara göre fişlenecek. İhbar ve eleman kaynaklı oluşturulan, doğruluğu teyit edilmemiş bilgiler, “bizden, bizden olmayan” anlayışını devlete yerleştirecek. Liyakatsiz kişilerin üst kademelere atanmasına olanak sağlanacak. Yıllardır fişleme adı verilen ve herkesin şikâyetçi olduğu bu işlemler, düzenlemeyle tamamen yasal bir dayanağa kavuşturulacak. 1980 darbesiyle benzer bilgiler fişlere girilmiş ve 2010 Anayasa değişikliği referandumuna kadar da bu bilgiler kullanılmıştı. Bu kanun düzenlemesi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasi kapsamında kazanmış olduğu tüm kazanımlar, bir çırpıda MİT eliyle çiğnenecek.

12 Eylül referandumu çöpe atılıyor

Tasarıyla temel hak ve hürriyetler MİT söz konusu olduğunda hiçe sayılacak. AK Parti’nin bu güne kadar yaptığı kişisel özgürlüklerin korunması bu kanun ile rafa kaldırılacak. Anayasa’nın 20 maddesinde güvence altına alınan “Özel hayatın gizliliği”, yine Anayasa’nın 22. maddesinde teminat altına alınmış “Haberleşme Hürriyeti” de artık ortadan kaldırılacak: “Mad 4/f: Milli güvenliğin sağlanması amacı ile ihtiyaç duyulan her türlü sinyal istihbaratını toplamak.”

Bu maddeyle, mahkemeler devredışı bırakılarak mahkeme kararı olmadan, kişilerin gittikleri mekanlar, buluştukları insanlar, telefon konuşmaları doğrudan MİT tarafından tesbit edilebilecek.

Herkes artık MİT ajanı olacak

Tasarı yasalaşırsa her kamu kurumu istihbarat kurumu haline getiriliyor: “Mad- 4/j Kamu kurum ve kuruluşlarının istihbarat çalışmalarını yönlendirilmesi için Milli Güvenlik Kurulu ve başbakana tekliflerde bulunmak.”

MİT hem darbe hem de darbeleri yapanların yetkisini alıyor. Darbelere bu kadar karşı olduğunu söyleyen hükümetin kapalı bir istihbarat kurumuna böylesi yetkiler vermesi demokrasi ve insan hakları ile bağdaşmayan bir düzenleme: “Mad- 6/b Bakanlıklar, yargı organları, diğer tüm kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, özel hukuk tüzel kişileri ile tüzel kişiliği olmayan kuruluşların görevleri kapsamında elde ettikleri her türlü bilgi veya veriyi devlet istihbaratının oluşturulması amacı ile talep edebilir. Bu bilgi ve veriler MİT’e aktarılır. İlgililer mevzuatta yer alan özel düzenlemeleri öne sürerek bilgi ve veri vermekten kaçamaz. Bu talepler hakkında 04.12.2004 tarihli 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157. maddesi uygulanmaz. Bu bilgi belge ve veriler 19.10.2005 tarihli 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 73. maddesi kapsamında sırrın ifşası sayılamaz.”

“Mad 6-j: MİT bu kanunda belirlenen görevleri yerine getirirken, kamu kaynağı kullanan kurum ve kuruluşlara ait bilgi işlem merkezlerinden ve iletişim altyapılarından faydalanabilir.”

MİT’ten hesap sorulamayacak

MİT’e tüm kamu kurum ve kurumlarına tanınmış istisnaların toplamından fazla hatta onların da çok çok ötesinde geniş istisnalar tanınıyor. MİT’e yürüttüğü görev ile ilgisine bakılmaksızın mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde tanınan istisnaların yanısıra çok ciddi yetkiler tanınıyor: “Mal ve hizmet alımları ile yapım işleri” başlıklı Mad 22- MİT Müsteşarlığı; 2886 sayılı devlet ihale kanunu, 4734 sayılı kamu ihale kanunu ile 6085 sayılı Sayıştay kanununa dahil değildir. Her türlü mal ve hizmet alımları yapım işlerine dair usul ve esaslar yönetmenlikle düzenlenir.”

“Muafiyetler” başlıklı Mad 23- “MİT’in ihtiyaçları kapsamında yurtdışından ithalat veya hibe yoluyla temin edilecek her türlü malzeme, araç, gereç, silah, teçhizat, mühimmat, makine, cihaz ve sistemleri ve bunların araştırma, geliştirme eğitim üretim modernizasyon ve yazılım ile yapım, bakım ve onarımlarında kullanılacak yedek parçalar, akaryakıt ve yağlar, hammadde malzeme, gümrük vergisi özel tüketim vergisi, katmadeğer vergisi ile diğer her türlü vergi, resim, fon, prim ve harçlardan muaftır. Bu muafiyetle, müsteşarlık adına yurtdışına onarım ve modernizasyon, bakım, mehrece, iade değiştirme maksadıyla kati çıkış, geçici çıkış, bedelsiz ithalat ve giriş işlemlerinde de kullanılır. MİT’in asli görevlerinin yürütülmesinde ihtiyaç duyduğu her türlü cihaz, sistem, araç, gereç, silah, silah malzemesi, mühimmat ve malzemelerin ithalatında ve yurtdışına çıkış aşamalarında, kamu kurum ve kuruluşlarından gerçek ve tüzel kişilerden alınması gereken izin ve uygunluk belgeleri aranmaz. MİT her türlü mal ve hizmet alımı ile yapım işleri veya projeler için herhangi bir izne tabi olmaksızın gelecek yıllara yaygın yüklemeye girişebilir.”

MİT’çilere özel mahkeme geliyor

MİT personeline her alanda ayrıcalıklar tanınıyor. Hatta yargılamada bile ayrı mahkemeler oluşturuluyor: “Yargılama Mad- 26/b- MİT mensupları hakkında 3713 sayılı kanunun 10. maddesine göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığı’nın teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca Ankara ilinde görevlendirilecek özel yetkili ağır ceza mahkemesinde görülür. Bu mahkemede görülecek davalar, 3713 sayılı kanunun 10. maddesinde öngörülen soruşturma ve kovuşturma usulü uygulanır. Bu mahkemenin görev alanına giren işlerde, hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları almak bu kararlara karşı yapılan itirazları incelemek ve sadece bu işlere bakmak üzere yeteri kadar hâkim görevlendirilir.”

Tüm kolluk yetkileri MİT’te

MİT’e tüm kolluk yetkileri verilecek: “Mad 6/c- MİT mensupları kolluk kuvvetlerine tanınmış hak ve yetkileri kullanabilir. Kolluk yetkisinin kullanımına dair usul ve esaslar yönetmenlikle düzenlenir.”

İran, Suriye benzeri yetki

MİT, bu tasarıyla Suriye istihbarat teşkilatı El Muhaberat ve İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın bir yapıya dönüştürülüyor. Bu kanun taslağı hazırlanırken, birçok istihbarat teşkilatının mevzuatı incelenmiş ancak örnek olarak DMO yapısı esas alınmış. İran’da DMO tüm güvenlik birimlerinin üstünde, Ayetullah Ali Hamaney’e bağlı, yetkilerinin sınırı olmayan, hiçbir kanun hukuk tanımaz bir yapıda kurulmuştur. MİT’e mevcut yapısıyla yargı ve kolluk kuvvetlerinin üstünde bir konum verilmesi de aynı.

Adam öldüren, eylem yapan MİT elemanları yargılanamayacak

MİT personeli ve haber elemanlarının, mevcut yürüyen davalarında suç işleyenleri kurtarmak için de maddeler yazılmış: “Soruşturma izni. Mad 26- MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa ermek üzere kamu görevlileri arasında başbakan tarafından görevlendirilenlerin, görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı kanunun 250′nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması, başbakanın iznine bağlıdır. MİT personeli ile MİT tarafından görev verilen diğer kişiler, görev alanındaki örgütün suç oluşturan eylemlerinden sorumlu tutulamaz.”

Bu kanun ile her türlü suçun işlenebilmesi muhtemel hâle geliyor. Örgütün işlediği suçu eleman işlerse de bunun suç oluşturmaması düzenleniyor. Oysa, Anayasa ve kanunlarımız, kimseyi işlediği suçtan dolayı dokunulmaz kılmamakta. Böyle bir görevlendirme yapılacaksa bunun CMK’da olduğu gibi hakim kararıyla olması gerekiyor. Bu madde ayrıca KCK davası kapsamında, suç işleyen, cinayet gerçekleştiren, MİT’le irtibatlı çalışanların hepsinin kurtulmasını sağlayacak bir af maddesi niteliğinde.

İstihbaratçı takası

Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casuslukla ilgili de yeni düzenleme yapıldı. Buna göre “iade ve takas” maddesi şöyle: “İade ve takas. Mad 26-c. Türk Ceza Kanunu’nun 2. kitap 4. Kısım 7. bölümde tanımlanan suçlardan dolayı tutuklu veya hükümlü bulunanlar MİT müsteşarının talebi, Adalet bakanının uygun görüşü ve başbakanın onayı ile başka bir ülkeye iade edilebilirler veya başka bir ülkede tutuklu veya hükümlü bulunanlarla takas edilebilirler.”Başbakanlığın emri ile MİT’in hazırlayıp, bir gece yarısı Meclis’ten geçirmeye çalıştığı bu düzenleme, MİT’in “Yetkimizi daha fazla nasıl artırabiliriz ve kendimizi daha fazla nasıl koruma altına alabiliriz” demesinden başka bir şey değil. Sorgulanmadan, yargılanmadan, denetlenmeden, hesap vermeden nasıl görevimizi yürütebiliriz tasarısı.

Eğer yeşil kısmı komple geçtiyseniz, bence hata ettiniz. Ama yine de siz bilirsiniz. En azında hala burada olacak kadar apolitik değilsiniz. Neyse son bölüme geçelim:

Gezi parkının son durumu ne olacak? Bundan sonra ne yapılabilir?

İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nin 6 haziranda aldığı karar ile imar planı iptal etti. (Kesin Bilgi)
Sebep:  İmar planlarında yapılan değişikliklerin şehircilik ilkeleriyle planlama tekniklerine uygun olmadığı, kamu yararı gözetmediği.
O zaman akla bir takım sorular geliyor.
-Madem Gezi Parkı, % 90 park olarak kalacak, Topçu Kışlası’na izin çıkmadı, o halde neden bu kamuoyuna ADAM gibi duyurulmuyor?
-Çıkan kararı değiştirmeye yönelik saman altı çabalar mı var?
-Yoksa içinde bulunduğumuz kaos ortamı, iktidarın işine mi geliyor?

emine-ulker-tarhan(3)Bu sorulara cevabı ana muhalefet arar. Aramakla kalmaz, halkı da bilgilendirir. Fakat bu ülkede gerçek mana HİÇ ana muhalefet olmadı. Olabilmesi için de bu sivil direniş süresince ortalıkta varlık gösteremeyen, hayli pasif ve kürsü dilbazlığının ötesinde somut eylemi bulunmayan muhalefetin yeniden yapılanması şarttır. K.Kılıçdaroğlu’nun iktidarı eleştirirken kullandığı jargona, sokaktaki 90 kuşağı ziyadesiyle hakkını vererek ve şahane hicivlerle zaten vakıf durumda. Hal böyle olunca, Emine Ülker Tarhan gibi, Muharrem İnce gibi siyasetçilerin öne çıkması şart oluyor. Eğer CHP önlerini açarsa, parti içindeki bir takım CESUR siyasetçilerin, daha faydalı (hatta güvenilir) olacağı kanaatindeyim. 11 yıllık tek başına iktidar dönemi yaşayan bir parti hala daha MAZLUM edebiyatıyla işi götürür durumdaysa (ki kabul edilemez) Mazlum’un tillahı olan CHP’nin lümpen ve sadece BAŞKAlarının çıkarlarına hizmet eden demokratik yapısını gözden geçirmesi lazım. Her gün çıkıp en az 3 canlı yayına katılmalılar. Kanallar kabul etmiyor diye birşey yok. Kabul etmeyen kanalları söyle bize bilelim o zaman. Sen eğer parti olarak, sürekli halkı aytınlatmıyorsan, canlı yayınlarda, manşetlerde, internetin her köşesinde bilgilendirmiyorsan bu kimsenin kabahati olamaz. Varsa önünde engeller, ifşa et! Çık meclisten söyle, emin ol o videolar milyonlarca paylaşılır ve izlenir. O kanallar,o medya patronları da boykotun kralıyla yüzleşir.

Hiç kimse unutmasın, tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de en büyük güç : HALKTIR. Ve bu hiçbir zaman değişmez.

Sosyal Medya ile alakalı SSK (Sık Sorulan Sorular)

- Twitter bilgilerimizi paylaştı mı?
- Hayır

- Facebook bilgilerimizi paylaştı mı?
- %100 Emin olmamakla birlikte hayır. Fakat Facebook bana hiç güvenilir gelmiyor. Bu sebeple kullanmamaya gayret ediyorum.

- ‘Çok Spam yiyorum, Acil RT! Acil #FF!’ diyenlere itibar etmeli miyiz?
- Kesinlikle HAYIR! Külliyen yalan, reputasyon peşindeler.

- Twitter’da yazdığım görüşlerim / RTlerim yüzünden yargılanır mıyım?
- Aslında henüz bununla ilgili bir bilişim hukuku yok. Fakat burası Türkiye temkini elden bırakmamak da fayda var.
(İlerleyen günlerde Sosyal Medya hukuku ile ilgili önemli yazılar paylaşacağım.)

- Eylemlerden paylaştığım fotoğraflar yüzünden arkadaşlarım ceza alabilir mi?
- Evet.

- Melih Başgan ile polemiğe girmelimiyim?
- Hayır. Çünkü en değerli şey: Zaman!

* Başka sorunuz varsa bana twitter’dan sorun. Elimden geldiğince cevaplamaya gayret ederim.

Son olarak, Ramazan ayı başlıyor. Sizden ricam; Hiç olmadığınız kadar dikkatli, saygılı ve sağ duyulu olun. Saygı görmek istiyorsanız, önce saygı göstermeniz gerekli. Gözlerinizden öpüyorum.

Sap ile samanı ayırmak adına; tüm yorumlarınızı http://twitter.com/gurkangurel üzerinden yapmanızı rica ediyorum. Mahkemeye vermem, İNSAN gibi konuşurum. 

Comments are closed.